Prusya Devletinin Tarihi Gelişimi

Prusya Devletinin Tarihi Gelişimi

Prusya’nın tarihsel gelişimi ile ilgili Türkçe kaynak azlığından dolayı sadece sayılı kaynaklardan yararlanacağız bu kaynakların en önemlilerinden biri J.M. Roberts’in Avrupa Tarihi isimli kitabıdır. Haçlı tarikatları militan Hıristiyanlığın en açık biçimde belirgenleştiği kurumlar olup manastır rahiplerini tarikat üyesi yapıyor ve kendini iman için savaşmaya adamış askerleri bir araya getiriyordu.[1] Bazı tarikatlar, pek çok ülkede bağışlar yoluyla epey zenginleşti. Kudüs’teki St. John şövalyeleri modern çağda hayır işleriyle yetinmeye başlamadan önce, yüzyıllar boyunca İslamiyete karşı verilen savaşlarda hep ön saflarda yer aldı.[2] Tapınak şövalyelerinin eriştiği güç ve refah seviyesi bir Fransız kralını korkutmanın yanında onları yok etmeye yöneltecek kadar gıpta etmesine yol açtı.[3] 1190’da Filistin’de kurulan Töton şövalyeleri Macaristan’da Macarlarla çarpıştıktan sonra kuzeydoğu

Avrupa’ya yönelip Baltık topraklarında dinsiz(pagan) Prusyalılara karşı savaştı.[4]

Prusya Haçlı Seferi 1230’da başladı. Prusyalılar St. Vojtech zamanından beri bağımsızlıklarını koruyor ve sürekli akınlarıyla yerli Polonya prenslerini kaygılandırıyorlardı. Bu prenslerden biri olan Konrad Mazowiecki(Mazovyalı Conrad) küçük bir asker tarikatını,Kutsal Topraklardan sürüleli beri işsiz kalan Töton Şövalyelerini çağırarak sorunu çözmeye karar verdi. Fakat akıntıya kürek çekiyordu:

Şövalyeler sözleşmelerinin gereğini yerine getirip dönmek yerine İmparator ve Papadan haçlı seferi beratı aldılar ve sürekli orada kaldılar.Proximum Fermanı(1234) ile Prusya bölgesinin papalık yurtluğu olduğunu iddia ediyorlardı. Prusya bölgesinde fethettikleri bölgelerde kaleler ve ticaret ağları kurarak 1295’te son bir dinsiz ayaklanmasından sonra,Prusya Töton Devleti, Avrupa’nın ortasında bağımsız bir Haçlı girişimi haline geldi.[5]

 

Töton Şövalyelerinin Büyük Üstatlarının denetimindeki Prusya devleti, Weichsel(Vistula) Nehrinden Memel’e dek uzanan, Kutsal Roma İmparatorluğunun dışındaki bir bölgeye yayılıyordu. XV. yüzyıla gelindiğinde Töton Şövalyeleri güç kaybetmeye başlamışlardı. Polonya’ya karşı On Üç Yıl Savaşında(1453-66) mağlup olunca Polonya’ya olan feodal bağımlılığı kabul etmek zorunda kaldılar. Bu mağlubiyet Danzig(günümüz Gdansk) dahil Batı Prusya’nın teslim olmasını beraberinde getirdi. 1525’te Töton Şövalyelerinin Büyük Efendisi Albrecht von Hohenzollern Protestanlığı(Luthercilik) kabul etti, Töton Şövalyelerinin topraklarını laikleştirdi ve artık miras yoluyla intikal eden Prusya Dükalığının ilk Alman Dükü oldu.[6]

Hohenzollern hanedanı 1417’den beri Brandenburg bölgesini ya da önceki sınır toprağını elinde tutuyordu. Brandenburg ve Prusya’nın bu görece az gelişmiş,az kentleşmiş ve ekonomik açıdan yoksul kalmış sömürge sınır toprakları daha sonra güçlü bir devletin, XIX. Yüzyılda ve XX. Yüzyıl başında Alman tarihinin yönünü belirleyecek olan bir devletin temelini oluşturacaktı. Bu bölgelerdeki mülklerde Junker(Jung Herr, “genç efendi” sözünden geliyor) olarak bilinen bir toprak sahibi aristokrasisi kendini gösterdi. Junkerlerin zamanla Prusya siyaseti ve toplumuna hâkim oluşları, sahip oldukları dikkat çekici inatçılığın yanı sıra değişen koşul ve olasılıklara rağmen var olmaya devam etmeleriyle kendini gösteren sıradışılıklarını da kanıtlar.17

On Altıncı yüzyılda hâlâ Töton Devletinin kalıntılarına ev sahipliği yapan Prusya, yıllardır yavaş yavaş değer kaybediyordu ve acil köklü bir yenilenmeye ihtiyacı vardı. Albrecht von Hohenzollern, Protestan olmuş biri olarak Töton şövalye tarikatını bertaraf etti ve 1525’te Krakov’un kent meydanında yeni dükalığı için hükümdara karşı bağlılık andı içti. Başkent Königsberg’den mülklerini sonunda Brandenburg’daki akrabalarınkine bağlayacak stratejiyi geliştirdi. Dükalığın yasal olarak tekrar intikalini satın alarak, mirasçılarının başarısızlığının otomatik olarak Berlin’deki Hohenzollernlere mülk kazandırmasını garantiye aldı. Bu siyaset 1613’te meyvesini verdi: bundan sonra tek ve aynı Hohenzollern hükümdarı iki ünvanın, yani Brandenburg seçici prensi ve Prusya dükü olmaya başladı. Ve Brandenburg-Prusya devleti doğdu.[7]

1648’deki Vestfalya Barışı, XVII. Yüzyılda Alman topraklarında yaşanan savaş dönemini sona erdirememişti. Şu veya bu türden savaşlar yüzyılın geri kalanında ve XVIII. Yüzyıl boyunca yaşanacaktı.[8]

 

 

İmparatorluk içindeki çatışmalar giderek imparatorluktan bağımsız hale geliyor ve prenslikler imparatorluk dışındaki devletlerle hem ittifak kuruyor hem de çatışmalara giriyordu. Bazen de imparatorluk içindeki diğer prensliklerle veya imparatorla uyuşmazlığa düşüyorlardı. Din, bu prensliklerdeki siyasal çatışmalarda önemli rol oynamayı sürdürse de, devlet içi çekişmelerdeki etkisi giderek azalmış ve Haleflik savaşlarının önemi artmıştı.[9]

Giderek bürokratikleşen bir devlette hükümdarın iktidarının artması ve mutlakiyetçiliğinin gelişmesinin en açık örneği ve Alman tarihinin sonraki süreci açısından da en önemlisi Brandenburg-Prusya örneğidir. Neredeyse hiç umut vaat etmeyen bir noktada başlayan bu devlet, birkaç kuşak içinde en önemli Avrupa güçleri arasında yerini aldı. Hohenzollern hanedanı Schwaben’de doğmuş, bir dizi raslantısal sürecin ve başarılı bir evlilik diplomasisinin sonucunda yüzyıllar içinde epey toprak elde etmişti. Brandenburg-Prusya 1701’de imparatorluk içindeki hükümdarlar açısından imkansız olan bir şey  olan “Kral” ünvanını kazanmıştı.[10] 1701’de Brandenburg Elektörü Friedrich , imparatorun rızasıyla papanın itirazlarına rağmen kral ünvanını aldı.  Yeni krallığı Prusya, Neman Nehri’nden Ren Nehri’nin batı kıyısına kadar yayılan topraklardan oluşuyordu.[11]

Prusya düzenli ordusunnu kurucu olan “Büyük Elektör” Friedrich Wilhelm, İsveçlileri durduran ilk Alman hükümdarıydı. Böylece modern Avrupa tarihinin en uzun ömürlü askeri geleneğini kurarak hanedanına yeni topraklar kazandırdı. Halefine otuz bin askerden oluşan ve beş yüz bin uyruktan oluşan bir ordu bırakmıştı. Silahlar ve diploması, halefinin krallık tacını giymesini ve XIV. Louis’ye karşı kurulan Büyük İttifaka katılmasını sağladı. Bu durum yeni ve ağır masraflar ortaya çıkardı. Dikkatli tasarruf tedbirleriyle Prusya’nın az bulunur ucuz ve etkili yönetim geleneği, II. Friedrich’in tahta çıktıpı 1740’a kadar hazinenin kasasını tekrar doldurdu.[12] I. Friedrich Wilhelm’in hükümdarlığı sonar ererken 1740’ta devlet gelirlerinin belki de %80’i barış zamanı ordu için harcanıyordu; XVIII. Yüzyıl sonlarındaysa, Prusya’nın ordusu olan bir ülke değil, ülkesi olan bir ordu olduğu türünden şakalar yapılıyordu. Aynı zamanda, I. Friedrich Wilhelm devletin idari gidişatını da düzene sokarak yerleşik hale getirdi. Genel Savaş Komiserliği ve Genel Finans kurulu, 1723’te Genel Kurul olarak birleştirildi. II. Friedrich bazı düzenlemelerle bunu daha da geliştirip özelleşmiş bakanlıklar ve il şubeleri de oluşturdu. Büyük Elektör, öldükten sonra topraklarının mirasçıları arasında bölünmesini kabul etmiş, ama 1713’te I. Friedrich Wilhelm’in toprakların bölünmez olduğunu ilan etmesiyle birlikte devletin kurumsal üniterliğine adım atılmıştı ve

Genel Kurul bu adıma, uygulamaya dönük bir boyut kattı.  Hem I. Friedrich Wilhelm hem de II. Friedrich, toprak sahibi soyluların büyük yerel güçlere sahip oldukları ve tacın hizmetkârları olarak onlara güvenmenin güç olduğu bir dönemde devlet görevlilerinin sadakatini güvenceye almak için önlemler aldı. I. Friedrich Wilhelm başarıyı ödüllendirmenin önemi üzerinde durdu.  Soylu olmayanlar devlet hizmetine girerek soyluluk kazanabiliyordu; maaşlar düşüktü, ama iyi hizmete ödüller getiriyordu; önemli soyluların hiçbir koşulda kendi bölgelerinde görevli olmamasını sağlamaya çalıştı. Eğer kendi bölgelerinde olsalardı merkezi zayıflatacak yerel iktidar üsleri kurabilirlerdi; bu yüzden evlerinden uzak bölgelerde hükümdara hizmete gönderilmeleri gerekiyordu[13]

“Avrupa’nın talim ustası” I. Friedrich Wilhelm’in yönetimi altında Hohenzollernler, “Büyük Elektör” tarafından izlenen acımasız yola devam ettiler. Büyük Friedrich’in döneminde Prusya, öncüllerinin dikkatle topladıkları güçleri serbest bıraktı. Büyük Friedrich’in 1740’ta Avusturya Silezyasını ilhakından itibaren savaş, bir çeyrek yüzyıl boyunca siyasetin en büyük aracı oldu.[14] Friedrich, ülkesini imhanın kıyısına getirdikten sonra Polonya’nın ilk paylaşımında nihayet sağlamlaştırdığı bir toprak temeli ödülünü sağlayan eşkıyalık siyasetine geri döndü.[15]

Büyük Friedrich tahta geçtiğinde Avrupa onun da babası gibi sakin ve barışçı bir siyaset sürdüreceğini düşünüyordu. Fakat 1740’tan sonra Prusya, onsekizinci yüzyılın en sinsi devlet adamı olan Friedrich’in yönetimi ve yönlendirmeleriyle savunmadan saldırıya geçecektir. Friedrich, diğer yöneticilerden daha çok sonradan görme olarak nitelendirildi ve diplomaside kalleş olarak ün yaptı. Kısa zaman içinde Friedrich yoğun bir diplomasinin içine daldı ve asıl niyetinin Silezya’yı ele geçirmek olduğunu açığa vurdu.[16]

Friedrich Avusturya’da yaşanan veraset krizini iyi bir fırsat olarak değerlendirerek Silezya’yı işgal etti. Friedrich bir anlamda Avusturya gibi Avrupanın süper güçlerinden olan bir devletin topraklarına ordu göndererek bir anlamda riske giriyordu, ama bunun altından kalkmayı bildi. Avusturya tepki vermekte gecikti ve Prusya 1741 Mollwitz Savaş’ından zaferle çıktı. Aynı yıl Fransa,İspanya,Savoy,Saksonya,Bavyera ve Napoli’nin katıldığı Prusyayı hedef alan bir koalisyon oluşturuldu.[17] Bütün bu olanları takiben Friedrich, Avrupa’nın büyük bölümünde hain sıfatı kazanmasına neden olan karşı diplomatik manevralar dizisine girişti. 1741 Ekim’inde Friedrich ve Maria Theresa, Friedrich’in Silezya’daki hakimiyeti karşılığında Avusturya ile savaşmaya son vermeyi önerdiği KleinSchneldorf Gizli Anlaşması’nı imzaladılar. 1742’ye gelindiğinde Avusturya’nın güçlendiğini gören Friedrich Anlaşması hiçe sayarak Avusturya’ya karşı Fransa ile görüşmeye başladı. Bu yüzden Friedrich 1744’te Avusturya’ya tekrar savaş ilan etti.

Soor ve Hohenfreidberg savaşlarını kazandıktan sonra Silezya üzerindeki hakimiyetinin güvende olduğuna emin oldu 1745’de Avusturya ile Dresden Anlaşması yaparak Fransayı dört yıl içinde üç kez yüz üstü bırakmış oldu. Bu tarihten sonra Almanyada iki güç ortaya çıkmış Tarihte buna Alman Dualizmi denmiştir.[28]

[1] J.M. Roberts,Avrupa Tarihi,Çev. Fethi Aytuna(İnkılâp Kitabevi,2015), s. 215.

[2] J.M. Roberts,a.g.e, s. 215.

[3] J.M. Roberts,a.g.e, s. 216.

[4] J.M. Roberts,a.g.e, s. 216.

[5] Norman Davies, Avrupa Tarihi,Çev.Mehmet Ali Kılıçbay(İstanbul:İmge Kitabevi,2011),s. 372,373.

[6] Mary Fulbrook,Almanyanın Kısa Tarihi,Çev.Sabri Gürses(Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi,2004),s.47. 17 Mary Fulbrook,a.g.e, s.48.

[7] Norman Davies,a.g.e, s.563.

[8] Mary Fulbrook, Almanyanın Kısa Tarihi,Çev.Sabri Gürses(Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi,2004), s. 101.

[9] Mary Fulbrook,a.g.e, s. 101.

[10] Mary Fulbrook,a.g.e, s. 104.

[11] J.M. Roberts, a.g.e, s. 373.

[12] J.M. Roberts, a.g.e, s. 373.

[13] Mary Fulbrook, a.g.e, s. 108.

[14] Norman Davies, a.g.e, s. 657.

[15] Norman Davies, a.g.e, s. 657.

[16] Virginia Aksan, Ahmet Resmi Efendi (1700-1783), çev. Özden Arıkan, İstanbul 1997, s. 61.

[17] Stephen J. Lee, Avrupa Tarihinden Kesitler 1494-1789, çev. Ertürk Demirel, Ankara 2002, s. 197199.

[18] Oral Sander, Siyasi Tarih, İlkçağlardan-1918’e, İmge Kitabevi, Ankara, 1992, s. 105-106.

[28] Oral Sander, Siyasi Tarih, İlkçağlardan-1918’e, İmge Kitabevi, Ankara, 1992, s. 105-106.

 

Tarihçi Yazar Kaan Hasar Adanır