Günümüz Rusya Devleti 18. Yüz Yılda Nasıldı? 18. Yüz Yıl Rusyası

Günümüz Rusya Devleti 18. Yüz Yılda Nasıldı? 18. Yüz Yıl Rusyası

Büyük Petro zamanına kadar Rusya bir Avrupa gücü olarak sayılmıyordu Orta Çağlarda Rus toprakları iki yüzyıl boyunca Moğol hakimiyeti altında kalmıştı. Adım adım moskova prensleri komşu devletleri kendilerine bağlamış ve onbeşinci yüzyılda daha sonraları korkunç İvan olarak adlandırılacak olan IV. İvan tahta geçerek Rus Çarlığını ilan ederek Moğol hakimiyetine son vermişti. 1613’te Rurik hanedanlığın soyu tükenince Romanov hanedanı sahneye çıktı. Fakat bu gelişmelere rağmen Rus Çarlığı batı ile iletişime geçmemişti. Kuzeyinde İsveç Rusyayı Baltık Denizinden uzak tutarken güneyde Türkler Karadeniz’i göl haline getirmişlerdi. Rusya’nın problemi sıcak denizlere ulaşmaktı ve bu başarıya Büyük Petro ile başarmışlardı.[1]

 

Petro tahta onyedi yaşında çıkmış o sırada Rusya Çarlığı ise modern bir devlet olmaktansa orta çağı andıran bir yapıya sahipti. Petro’nun amacı otoritesini çalkantılı soylular üzerinde keskinleştirmekti. Bir ordusu mevcut değildi ve Çarlık rusyanın özel muhafızları Streltsi’ler ise saraydaki isyanlara karşı başroldeydiler. Bu durumla birlikte peter gizlice Almanya Hollanda ve İngiltereye giderek bu ülkelerde çeşitli işlerde çalıştı Rusyaya döndüğünde ise yanında Denizciler ve Gemi yapıcıları Rusya’nın tek limanı olan Arkhangelsk’te bir donanma inşaa etmeye başladılar.[2]

 

I. Petro, geleneksel toplumları modernleştirmek için amansızca çabalayan 20. Yüzyıl diktatörlerine benziyordu. Buna rağmen tam döneminin adamı olan bir hükümdardı. Bütün dikkatini savaşlarda zafer kazanmaya yoğunlaştırmıştı. Rusya onun yönetimi boyunca barışın hüküm sürdüğü sadece bir yıl geçirdi. Bununla birlikte Petro’nun orijinalliği Rusya’yı zafere taşıyacak yolun modernleşmeden (o zamanlar bilinmeyen bir kavramdı) geçtiğini görmesinde yatıyordu ve bu her şeyin, modern toplumların bulunduğu Batı Avrupa’dan alınması anlamına geliyordu. Muhtemelen ülkesini modernleştirme dürtüsü onun zihniyetinde, yurttaşlarını komşulardan korkmaktan ebediyen kurtarma dürtüsünden farklı bir yer tutmuyordu.[3]

Tarihler 1703’ü gösterdiğinde Petro artık batıya açılmaya karar vermişti. Bu amaçla İsveç’ten savaş ile toprak alarak bu bölgede Baltık Denizi’ne açılan bir şehir olan Saint Petersburg’u kurdu şehir zamanla Batıya Açılan Pencere ismiyle anılmaya başlandı Moskova ise Çarın Penceresi olarak adlandırıldı. Daha sonra Büyük Petro tüm Rusya’nın Moskovayı terkederek buraya yerleşmesini istedi. Bu yeni kurulan şehirde eski geleneklerin aksine soyluların(Boyarlar) otoritesini yıkmak Petro için daha kolaydı. Reddeden tüm soyluların serveti ve ünvanlarına el koydu ve Büyük Hükümdar ünvanını aldı.[4]

 

18. yüzyılın başında başlayan Büyük Kuzey Savaşı Petro’nun sıcak denizlere açılması için büyük bir fırsattı. 1697’de İsveç tahtına geçen onyedi yaşındaki genç Kral XII. Karl ileri görüşlü ve militarist bir liderdi. Rakipleri bu agresif krala karşı Rusya,Polonya,Danimarka ittifakını oluşturmuş fakat XII. Karl önce Danimarka’ya saldırıp mağlup etmiş daha sonra Petro’nun ordusunu bozguna uğratmış ve Polonya kralını değiştirmiştir. Fakat Orta Avrupada çok vakit kaybetmesini fırsat bilen Petro ordusunu toplayarak Poltava muharebesinde tekrar Karl ile karşı karşıya gelerek onu mağlup etmiştir.[5]

Ukrayna’nın ortasında bulunan Poltava’da 1709’da ağır darbe yiyen İsveç ordusu, tüm dünyanın gözlerini buraya çevirmesini sağladı. Bu andan itibaren Peter’in saltanatı herkesin dikkatini çekti. Barış antlaşması Rusya’nın Baltık kıyısına, Livonya,Estonya ve Karelya Kıstağı’na kalıcı olarak yerleşmesini sağladı. İsveç’in büyük bir güç olma hevesi kısa sürmüş, ortaya çıkan yeni gücün ilk kurbanı olmuştu.[6]

 

Petro’nun kazandığı başarının en çarpıcı işareti Rusya’nın yeni ululslararası gücüydü. Bunun ötesini emin olarak iddia etmek zordur. Toplumsal yapının sınırlarını  daha belirgin biçimde çizdiği Rusya serfliğin kaldırıldığı son Avrupa ülkesi oldu. İmalat sanayii maden çıkarmaya ve kereste sanayiine bağlı olarak büyüyüp Rusya’nın bütün yüzyıl boyunca ticaret fazlası vermesini sağladı. Petro’nun saltanatı sırasında yüzün altında olan “fabrika” sayısı 1800’lerde üç bini geçti.[7]

Ancak 18. Yüzyıl tam da Rus yönetiminin Avrupalı kimliğinde ısrar ettiği dönemdir. 1767’de İmparatoriçe Ekaterina, topraklarının Asya’dan Kuzey Amerika’ya doğru kesintisiz olarak uzandığı gerçeğine aldırmayan, “Rusya’nın bir Avrupa devleti olduğunu” kesin olarak ilan etmiştir. St. Petersburg ile iş birliği yapmak isteyen herkes bunu dikkate almaktadır. Her şeye rağmen Rusya onuncu yüzyıldan itibaren Hristiyan âleminin ayrılmaz bir parçası; Rus imparatorluğu da diplomatik kulisin değerli bir üyesi olmuş; “Ayı” korkusu, Rusya’nın Avrupa üyeliği hakkındaki genel kabulün genişlemesini engellemiştir. Ve bu kabul ediliş, Rusya’nın on dokuzuncu yüzyılda Napolyon’un yenilgisindeki rolü ve Rus kültürünün Tolstoy,Çaykovski ve Çehob dönemindeki görkemli yükselişiyle büyük ölçüde güçlenecektir.[8]

[1] Merrick Whitcomb,A History Of Modern Europe,Nabu Press,2010,s. 129.

[2] Merrick Whitcomb,A History Of Modern Europe,Nabu Press,2010,s. 130.

[3] J.M. Roberts, a.g.e s.368

[4] Merrick Whitcomb,A History Of Modern Europe,Nabu Press,2010,s. 130.

[5] Merrick Whitcomb,A History Of Modern Europe,Nabu Press,2010,s. 131.

[6] J.M. Roberts, a.g.e s.369

[7] J.M. Roberts, a.g.e s. 370-371.

[8] Norman Davies,a.g.e. s. 27.

Tarihçi Yazar Kaan Hasan Adanır